Ana Sayfa Blog

ARIYORUM

ARIYORUM

Nasreddin hocamın nüktelerindeki hakikatini
Hızır Bey’in adaletinin hükmündeki ince ferasetini
Aziz Mahmud Hüdai Hz.lerinin divanındaki nurlu hikmetlerini
Yunus’umuzun Aşk dolu gönlündeki deryalardan toplayıp saçtığı inci sırlarını
Sevgi ve huzur dolu maneviyatlarını arıyorum.

Ulucami, kurşunlu, haznedar camisinde hakkın huzurunda yapılan ibadetleri
Alimlerimizin medreselerdeki okuttuğu ilme talip oluşunu
Aşıkların sohbet meclislerindeki ihlasını
Erenlerin dillerindeki zikriyle
Hay olmanın manevi huzurunu arıyorum.

Ecdadımın eserlerinin temel taşında
Tarihi evlerinin tavan, dolap süslemelerinde
Beş tığ ile örülen çorap, eldiven, patiklerinde
İncili küpesinde bir inci, sarkasında ince bir sim
Cebesinde altın tel olan kültürümü arıyorum

Halkımızın istiklâl harbindeki hediye uçağını
Mülazım Ahmet Hamdi bey’in kahramanlığını
Uç beyliğini,aziz sancağımı, kutsal emanetlerimi
Tarihteki kahramanlarımızın destansı yaşantılarını
Şehitliğe koşan cesaretlerini arıyorum.

Bayramların coşkuyla kutlanan sevincini
Düğünlerdeki heyecan dolu yaşanan mutluluğu
Festivallerdeki şenliğin coşkusunu
Kurtuluş günü kutlamalarındaki atlı süvarilerin gösterilerini
Kahramanlık türküleriyle duygulandığım gözyaşı günlerimi arıyorum.

Zaimağa konağı, kilim müzesini
Kültür evi, arasta ahi sokağını
Dar sokaklı, cumbalı evlerini
Yaşatılan örf, adet, geleneklerini
Muhabbet dolu saf cana yakın sevgilerini
Unutmadığım hasret kaldığım güzelliklerini arıyorum.

Arabaşı, bamya çorbası, kelem dolmasını
Yaprak sarması, göce dolmasını
Kuzu kapaması yufkalı dürümünü,
Met helvası, muska baklavasını
Tandırda pişen mutfağımızın zengin kültür lezzetlerini arıyorum

Kök boyalı kilimlerin içinde kayboluyorum
İlmek ilmek örülen desenlerinde
Hayranlık duyarak izlediğim yaşayan kültürümle
Renkli kilim dünyamın içinde sanki bahara kavuşuyor
Huzur ve mutluluğunu her daim gönlümde yaşıyorum.

Aşkın yâr oldu bana, hasretin yoldaş
Özlemin dost oldu bana hatıraların arkadaş
Sevdan gönlümde bana sırdaş
Çünkü Ehli Beytin soyu yaşamış nurlu toprağımda
Kutsaldı kadim memleketim özüyle tarih boyunca
Maziye bakarak ibretle geleceğe koşarak
Daima seveceğim seni yaşadıkça, ömrüm boyunca

Şahin GÖKDERE
Not: Resim için M. Faruk Alper hocamıza teşekkür ediyorum.

sivrihisar ariyorum - ARIYORUM

Mülk Allah’ındır

Mülk Allah’ındır

Yaşadığımız her olay, karşılaştığımız her varlık bir ayetin açılımıdır. Yaşadığımız tüm olaylar, bize kuranı kerimin ayetlerine örnek olsun. O ayeti hal edelim diye yaşattırılır. İşte ilk inen emir olan “OKU” emri bunun karşılığıdır ikra, “Olayları oku idrak et. Neyi yaşadığını anla ders al” demektir..

Ben “mülk Allah’ındır” ayetini bir kedi ile öğrendim. Geçen yıl kapımın önünde baktığım, üç kardeş kedim aynı anda kayboldu. İki gün boyunca hüngür hüngür ağladım. Üçüncü gün iki kedimin ölüsünü buldum.. muhtemelen kedilerde çok sık görülen gençlik hastalığına yakalanıp ölmüşlerdi çok üzüldüm ve çok ağladım. Fakat üçüncü kedimin ne ölüsünü ne dirisini bir hafta boyunca bulamadım.

Bir hafta sonra akşam yatmadan önce “Mülk Allah’ındır..” ayeti birden bire kafamın içerisinde şimşek gibi çaktı kendi kendime; “Hayırdır sen kimin mülkünü kimden daha fazla sahipleniyorsun. Kimin mülküne, kimden daha fazla acıyorsun, merhamet ediyorsun… Haddini aşma” dedim. O dakika kalbime bir ferahlık geldi… Yattım uyudum.

Ertesi sabah kayıp olan üçüncü kedim kapının önüne gelmişti. Oysaki, kapının önünden bir saat bile ayrılmazdı. Ama bir hafta boyunca ortadan yok olmuştu ve ben “mülkün Allah’ın olduğuna tam olarak iman ettikten sonra kedim geri geldi… O gün fark ettim ki, “mülk Allah’ındır” ayetini çok fazla kullanıyoruz. Ama bunun ne demek olduğunu hiçbirimiz tam olarak idrak edemiyoruz.

Bu yüzden, hayatımıza giren herkesi ve her şeyi kendimizinmiş gibi sahipleniyoruz. Onun gerçek sahibi, koruyucusu olduğumuzu zannediyoruz. Biz Allah’ın olan mülkü, kendimizinmiş gibi sahiplendiğimizde ve ondan daha fazla korumaya kalktığımızda, Allah o mülkünü elimizden alarak, bize gerçek mülkün sahibinin kim olduğunu öğretiyor.. Tabi ki, olayları okuyabilirsek… Burada mülkten kasıt maddi varlıklar değildir. Kainatta canlı cansız, zerreden küreye her ne varsa mülktür. Allah’ın mülküdür. Bunu da belirtmek isterim..

Evet bugün yine geçen yıl yaşadığım bu olayın benzerini yaşadım. Evde baktığım ve asla dışarıya çıkartmadığım kedim birden bire ortadan kayboldu. Evim dördüncü katta, binanın kapısı raylı sistem sürekli kapalı kapıdan çıkamaz. Aradım taradım hiçbir yerde yok camdan düşmüş olabilir diye binanın etrafını didik didik aradım yok. Arka sokakları aradım. Bahçeleri aradım. Yok… Önce üzülecek oldum. Sonra birden bire, aklıma bir yıl önce yaşadığım o hadise, ve olayın nasıl çözümlendiği geldi…

Kendi kendime; “Mülk Allah’ındır” dedim gülümsedim. Sadece beş dakika sonra camdan baktığımda, kedimin bahçeye geldiğini gördüm. İşte, işin özü bu. Ayetleri oku… Yaşadıklarının da ayetlere örnek teşkil ettiğini bil… Ve hayatın boyunca yaşadığın her şeyin bir tekrar silsilesi olduğunu bil… Unutma dünya bir okul Kuran ise, okumayı öğrenmen gereken kitap.

Yaşadıkların, öğretmeninin. Yani rabbinin sana yaşatarak öğrettiği örneklemeler, şikayet etme…Olayların arkasındaki ayetleri bul… Çözümle. İdrak et iman et. Ders al Hayatın kolaylaşsın. Önemli olan, formülü çözmek ve özneyi ve yüklemi formülün üzerine yerleştir… Gerisi oyun ve eğlence. Olaylar aynen tekrar tekrar ediyor çözümlerde.

Ne diyor Ankebut Suresi 64. Ayet Meali; “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur.”
Ve… bakın ne buyuruyor Hz. Muhammed; ”Şayet, siz Allah’ı layıkıyla bilmiş olsaydınız, anlasaydınız, dualarınızla dağlar yerinden oynardı.”

Zorluklar, insanoğluna acı çektirmek için bahşedilmez… Bir şeyler öğretebilmek için ve tekamül atlamayı kolaylaştırmak için bahşedilir.. Ama özellikle son 25-30 yıldır aileler çocuklarının sırtlarındaki tüm yükleri kendileri yüklenerek, onların tekamül atlamalarına engel oluyorlar… Onlara iyilik ettiklerini zannediyorlar. Ama farkında olmadan hayattaki en büyük zararı yine onlar veriyorlar.

Sonrada dönüp ballandıra ballandıra Fatih Sultan Mehmet’in 21 yaşında nasıl İstanbul’u fethettiğini anlatıyorlar.. İstanbul’u fetheden Sultan Mehmet olsa da, onu yetiştiren annesi ve babası manevi fatihlerdi… Bugün Fatih Sultan Mehmetler, Kanuni Sultan Süleymanlar , mimar Sinanlar, yavuzlar, hasan canlar, ibni Sinalar yetişmiyorsa, bunun müsebbibi sadece sistem değildir… Anne babalarda en az sistem kadar suçludur…

Özellikle son 30 yıldır Dünya, nefsi emmareden nefsi levvameye bile terfi edemeyen bu kademede patinaj çekip, bir üst kademeye yükselemeyen cahiller sürüsü ile doldu taştı. Bu yüzden ne gençler huzur bulabiliyor. Nede Anne Babalar rahat yüzü görüyor… Bırakın herkes yükünü yüklensin. Gençler zorluklarla istediklerini elde etsin… Zorluklarla boğuşsunlar ki, tekamül atlayabilsinler… Ve dünyadaki ruhlar temizlensin.

Bu günlerin mimarı sistem değil. Anne babalar. Çünkü sistemin kurucularını doğuranlarda yetiştirenlerde. Sisteme asker yetiştirenlerde Anne babalar…

Cevher; işlenmeden önce sıradan bir taştır. Bu taş, baskı altında, kırılarak, Yontularak, şekil verilerek, törpülenerek mücevhere dönüşür.. ve asıl değerine kavuşur.. insanoğlu da böyledir. Yeryüzüne Cevher olarak indirilir. Ancak ve ancak acılardan sıkıntılardan üzüntülerden geçerek bu acılardan geçerken de, kendini yontarak ve törpüleyerek gerçek değerine ulaşır.

Bu yüzdendir ki; “Bu acılar bu sıkıntılar, bu baskılar neden beni buluyor” demeyin. Bu sıkıntı acaba benim hangi olumsuz yönümü yontmak veya törpülemek için üzerime salındı” diye tefekkür edin. Sonra o yönünüzü yontun törpüleyin.  Hiçbir Cevher şekil verilmeden yontulmadan törpülenmeden vitrine konulmaz. Cevher mücevhere dönüşüp vitrine konulana kadar da kimse o cevherin varlığından haberdar olmaz.

Siz mücevherliğinizi ispat edene kadar, Hiç kimse sizin gerçek kıymetinizi anlamayacak… Bu yüzden insanlara kırılmayı darılmayı bırakın. Başınıza gelen olaylardan dolayı onları suçlamaktan da vazgeçin, başınıza her ne geliyorsa, haktan geliyor her şey sizin mücevhere dönüşmeniz için gerçekleşiyor. Sarrafta sizsiniz cevherde sizsiniz. Okuyun… Olayları okuyun. Eşyanın arkasındaki hakikati görmeye çalışın gerisi Allah kerim…

Şenay Tek

Nasreddin Hocayı Anma ve Şenlikler

sivrihisarli nasreddin hoca - Nasreddin Hocayı Anma ve Şenlikler

AKŞEHİRLİ BİR VATANDAŞIN SORUSU

Akşehirli olan ve türbesinin de burada bulunduğu Nasrettin Hoca’nın festivali Sivrihisar’da neden yapılıyor anlamadım?

Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Mahur Tulum, tespit edilen taş sandukanın deşifre edilmesiyle Nasreddin Hocanın Sivrihisar’da doğduğunun ve burada öldüğünün kesin olarak bilindiğini vurguladı.

Hocamızın doğup büyüdüğü ve yaşadığı yerdir Sivrihisar. Akşehir’e sonradan gitmiştir. Bütün tarihçilerin kabul ettiği ortak görüş, Nasrettin hocanın doğduğu yer Sivrihisar ilçesinin Hortu köyüdür. Nasreddin hoca üzerine araştırma yapan Konyalı Prof. Dr. Saim Sakaoğlu “Nasreddin Hoca, Sivrihisar doğumlu” demiştir.

Son zamanlarda yapılan akademik araştırmalar neticesinde Nasrettin hoca ömrünün son zamanlarında Sivrihisar’a gelip burada vefat ettiği tespit edilmiştir. Sadece Sivrihisar değil, Türkiye’nin değişik yerlerinde de sahip çıkılmaktadır Nasrettin hocaya. Hatta yurt dışında bile sahip çıkılmaktadır.

Bir çok yerin Nasrettin hocayı sahiplenmesi onun büyüklüğünü gösterir. Biz bundan mutluluk duyuyoruz. “Sadece bir yere hasredilmeyecek kadar büyük bir kişiliktir Nasrettin Hoca”

Bazı Allah dostu zatların, “Bast-ı zaman Tayy-ı mekan” sırrı ile aynı anda bir çok değişik yerlerde bulunması rivayet edilmiştir. Buna göre hocamızın da hem yaşarken hem de vefatından sonra (türbesinin de) birden fazla yerlerde bulunması makuldür.

Bir zamanların Osmanlı coğrafyası sınırları üzerinde, özellikle Yunus Emre gibi Köroğlu gibi bazı isimlere her yörenin kendince sahip çıkması benzeri bir sevgi ve sahiplenmenin onuruna da sahip olan ve bütün insanların gönlünde taht kuran Nasreddin Hocanın gerçekten yaşayıp yaşamadığı Sivrihisarlı mı, Akşehirli mi, Özbek mi yoksa Arapların Cuha’sı mı olduğu hiç önemli değil…

Anadolu’nun, asırlardır güle gelen yüzüne, Nasrettin Hocamıza da günümüzde en az Mevlânâ kadar, Yunus kadar, Bektaş-ı Veli ve Hacı Bayram-ı Veli kadar ihtiyacımız var. En sert konuları bile “Nasreddin Hoca bir gün…” tadıyla konuşabildiğimiz gün ülke olarak da millet olarak da yüzümüzün daha fazla güldüğünü göreceğiz.

***

Nasreddin Hocanın Sivrihisar’da doğduğu ve öldüğü kesinlik kazanmasına rağmen, Nasreddin Hoca Şenlikleri, Akşehir ilçesinde çeşitli etkinliklerle gerçekleşiyor. Gönül isterdi ki Akşehir ve Sivrihisar, şenliklerde birbirlerine destek olsun, işbirliği yapsınlar. Neden bilinmez, Nasreddin Hoca, evrensel bir kimliğe sahip olmasına rağmen, Nasreddin Hoca Şenliklerinde, bir türlü, bu birliktelik sağlanamadı.

Ayrıca Nasreddin Hoca, ülkemizde gerçek kimliği ile tanıtılamadı. Genellikle de kamuoyuna güldürü, mizah, fıkra ve nükte üstadı olarak tanıtıldı. Oysa Nasreddin Hoca, “HALK FİLOZOFU”, “SOSYOLOG” , “MÜDERRİS”, “ALİM”, “PSİKOLOG” “HUKUKÇU” ve” TASAVVUFÇU” dur. Yani bir düşünürdür. Bütün bu meziyetlerinin gereğini, halkın anlayacağı dille, yani mecaz yoluyla, fikir ve düşüncelerini aktarmaya çalışmıştır.

Sivrihisar

Sivrihisar

ilhan erdem. - Sivrihisar

Türkiye Trt 1’in Gönül Dağı dizisi ile bu şirin beldeyi tanımaya başladı. Sosyal medya üzerinden tanıştığım hocalarım vasıtası ile bu ilçeyi tanımaya başladım.

İlk önce Rus arşivlerinde bulduğum eski fotoğraflarını paylaştım. Daha sonra güzel bir kitap buldum. 1855 yılı seyyahların gezdiği yerleri yazdığı Sivrihisar ilçesini de gezmiş bu seyyahlar.

Seyyahların anlattıklarından evvel isterseniz biraz ilçemizden bahsedelim;
Sivrihisar, Eskişehir’in en büyük ilçesidir. Nasreddin Hoca, Yunus Emre, Aziz Mahmut Hüdai, Hızır Bey gibi çok önemli Türk büyüklerinin bu ilçeden çıktığı iddia edilmektedir. Ankara’ya 120 km. Eskişehir’e 90 km. uzaklıktadır. 1926’dan önce Ankara’nın ilçesiydi.

Sivrihisar 1289 tarihinde Osmanlı hakimiyeti altına girdi. Bir müddet sonra, Osman Bey Sivrihisar’la birlikte bütün Eskişehir çevresinin idaresini kardeşi Gündüz Beye vermiştir.

Kibele’nin Büyük Tapınağı

Hristiyanlığın yayılışına kadar, dini inanışın temeli olan ve yeryüzündeki bütün varlıkların doğurucusu olarak bilinen ulu ana tanrıça Kibele’nin büyük tapınağı Sivrihisar sınırları içerisinde. Geçmişi M.Ö 3500’lere dayanıyor. Ana Tanrıça, şehir ilkbahara girerken, büyük tapınağı ziyarete gelenlerle birlikte diz çökerek ve kollarını açarak Arayit Dağı arkasından sabahın ilk ışıklarını beklermiş. İlkbaharda bitkilerin yeni baştan canlanışı kutlanır ve vahşi musikinin kışkırtıcı ezgileri duyulurmuş.

Pessinus’u ortaya çıkarmak için ilk kazı çalışmaları 1967 yılında yapılmaya başlandı. Çalışmaları Belçika’dan Gant Üniversitesi yürütüyor. Mabet, tiyatro, çarşı, nemropol, mermer su kanalları ve bir kısım bina temelleri ortaya çıkarılmış. Helenistik ve Roma çağına ait olan bu yapılardan yalnızca mabet kalıntıları Frig uygarlığına kadar uzanıyor.

Eti ve Frig uygarlıkların yanı sıra Roma, Bizans ve Anadolu Selçuklu gibi önemli uygarlıklara da ev sahipliği yapan Sivrihisar’da, bu dönemlere ait kalıntılar da var.

67 Ağaç Sütunlu Ulu Cami

İlçedeki en önemli eserlerden biri, şehir merkezindeki Ulu Cami. 1275 yılında Mevlana’nın müritlerinden Eminiddin-i Mikail tarafından yaptırılan yapı, Anadolu’nun en büyük ahşap direkli camilerinden. Çatısını 67 adet ağaç sütun tutuyor. Çeşitli geometrik şekillerin ahenkli bir birleşiminden oluşan minberi ise şaheser sanat eseri olarak nitelendiriliyor.

Ulu Cami’nin kuzeyine düşen ve 1327 – 1328 yılları arasında Melik Şah tarafından, kardeşi Sultan Şah için yaptırılan Alemşah Kümbeti, Anadolu Selçukluları’ndan Necibiddin Mustafa’nın karısı adına yaptırdığı Hoşkadem Camii ve 1492 yılında Şeyh Baba Yusuf tarafından yaptırılan Kurşunlu Camii şehrin diğer önemli tarihi eserleri.

Nasreddin Hoca’nın Doğduğu Şehir

Sivrihisar şehirle bütünleşmiş ve ilçenin medar-ı iftiharı olan Nasreddin Hoca’nın da doğum yeri. Türk halk mizahının büyük filozofu Nasreddin Hoca, 1208’de Sivrihisar’ın Hortu Köyü’nde doğdu. Mahallenin adı 1999’da Nasreddin Hoca olarak değiştirildi. Hoca’nın evi hâlen burada varlığını sürdürüyor. İki katlı ev, belediyeden anahtarı alınarak gezilebiliniyor. Hortu Köyü Sivrihisar’a 26 kilometre uzaklıkta.

Mahallede, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bir de temsili Nasreddin Hoca evi yaptırılmış. Bu ev de halka açık.

Hoca’nın doğduğu evin Sivrihisar’da, türbesinin ise Akşehir’de bulunması iki ilçe arasında, Hoca’yı sahiplenme yönünde, sürekli bir tartışma ve gerginlik konusu olmuş. Sivrihisar Belediye Başkanı Yaşar Yurtdaş, şair Arif Nihat Asya’nın şu dizeleri ile aradaki buzları eritmek istediğini söylüyor: ‘Bir beşik kalmış Sivrihisar’da. Akşehir’de bir mezar. Sayesinde akraba olmuşlar Akşehir’le Sivrihisar.’

Anadolu’daki İlk Bakanlar Kurulu

Bakanlar Kurulu Anadolu’da ilk kez Sivrihisar Zaimağa Konağı’nda, Atatürk’ün katılımıyla toplanmış. Konak, şehrin merkezinde yer alıyor. Restorasyon için Kültür ve Turizm Bakanlığı çalışmalara başlamış .Sivrihisar’da tarihi yapıların büyük bölümü şehir merkezi etrafında yapmıştır.Çok fazla efor sarfetmeden hepsini gezip görebilmek mümkün. Eğer gelmişken biraz da spor yapalım diyorsanız, ilçenin sivri kayalıkları tırmanmak için ideal. Kayalıklar üzerindeki Kayasaat’e tırmanarak buradan bölgeye kuşbakışı bakabilirsiniz.
1650 senesinden kalan tarihi Surp Yerrortutyun Ermeni Kilisesi bugün restore edildi.

ULAŞIM

Ankara, İzmir ve Eskişehir yollarının keşişme noktası olan Sivrihisar; Afyonkarahisar’a 120, Eskişehir’e 100, Ankara’ya 135, İstanbul’a 427, İzmir’e 448, Çanakkale’ye ise 520 kilometre uzaklıkta. İlçenin kendisine ait Sivrihisar birlik otobüsleri bulunmaktadır. Fakat yol üzerinde bulunduğu için Ankara’dan ve Eskişehir’den kalkan şehirlerarası otobüslerle Sivrihisar’a gidilebilir.

Yazıma konu olan şehirle alakam Rus arşivinde bulduğum resimler ile başladı. Sosyal medyada paylaşınca Sivrihisarlı dostlar ile tanıştık. İlgim iyiden iyiye artmaya başlamıştı. Bir seyahatname buldum. Ünlü tarihçi Reşat Ekrem Koçu hocamızın tercümesi ile Fransızca dilinden çevrilmiş 1855 yılındaki bu seyahatname bulunmaz bir kaynak oldu.

Sivrihisar’dan Seyahatnamede pek güzel bahsediliyor, seyahatnamede anlatılanlara göre Sivrihisar pek havası temiz bir yer imiş. Bir gece vakti Sivrihisar’a vasıl olan Fransız Seyyahlar Sabah uyandıklarında bir serapta zannediyorlar kendilerini zaten sıtmadan bezen seyyahlar rahat bir nefes alıyorlar. Hatta Sivrihisar’dan hiç gitmek istemediklerini ifade ediyorlar, Kayalara ve Şehrin havasına hayran kalan seyyahlar Bursa İnegöl istikametine 2 gün sonra vasıl olabiliyorlar…

Yaz aylarında nasip olursa ziyaret etmeyi istiyorum. Sivrihisarlı dostlara, Hocalarıma selamlar ediyorum…

Keyifli okumalar…

İlhan Erdem

Sivrihisar’ın Sesi Gazetesi

Sivrihisar’ın Sesi Gazetesi

2022.01.19 1 gazete - Sivrihisar'ın Sesi Gazetesi
2022.01.19 2 gazete - Sivrihisar'ın Sesi Gazetesi
gazete 2021.12.29 1 - Sivrihisar'ın Sesi Gazetesi
gazete 2021.12.29 2 - Sivrihisar'ın Sesi Gazetesi
2021.09.22 1 - Sivrihisar'ın Sesi Gazetesi
2021.09.22 2 - Sivrihisar'ın Sesi Gazetesi

E- Gazete, Sivrihisar Yerel Gazete. Sivrihisar haberleri, güncel haberler, reklam ve ilanlar.

Gelecek sayı: 19 Ocak 2022 tarih ve 1440 sayılı Sivrihisar’ın Sesi Gazetesi.

Bugünkü gibi öyle yoktu, renk renk bol sayfalı gazete ve mecmualar. İlçemizde sadece ve sadece bir adet (Köroğlu gazetesi) gelirdi o da haftada bir defa; Çarşamba günleri. Öyle düşünülen gibi gazete bayi yoktu zaten.

Bu tek yayını halkımıza sunan, ayakkabı imalatçısı usta Keşin Niyazi idi. Gazete sadece 4 sahife olup, fiyatı üç kuruş idi. Pek ucuz da sayılmazdı hani. Bu para ile üç ekmek alınabildiğine göre, bu günlerin rayicine göre, bu kadar küçük ve kalitesiz bir gazete çok pahalı sayılırdı o günler.

Parasına kıyıpta biri aldı mı bir gazete, bulundu mu bir de gazeteyi okuyabilen işler yolunda demekti. Toplanırdı yoldan geçen, okuyanın etrafında sessiz sedasız, yeni bir havadis var mı kasabamız dışında diye.

Ön sahifede, daima Köroğlu ile Hacivat bir karikatürle hiciv edilir.

İşte bu resimden herkes ayrı ayrı bir mana çıkarmaya çalışır. Eski yazıdan dönülüp yeni yazıya geçiş nedeni ile gazeteyi okutmak genelde ilk okul öğrencilerine nasip oluyordu. O da; kem küm okusa da dinleniyordu ya.

Daha ileri yıllarda, okuma yazma bilen sayısı arttıkça, ve yollarda nakliyat da kolaylaştıkça dış ile münasebet daha kolaylaşmış ve artık kasabamıza, o günlerin büyük yayınları sayılan Ankara’dan (Ulus) İstanbul’dan (Cumhuriyet ve Vatan) gazeteleri gelmeye başlamıştı.

1946’larda siyasi hayatta devrim yapılacak, çok partili devre geçilince, gazete alan da okuyan da çoğalmıştı.

Ahmet Emin Yalman’ın Vatan’daki yedi sütunluk makaleleri, Hüseyin Cahit Yalçın’ın heyecan veren yazıları ile ve Ulus’ta çıkan Falih Rıfkı Atay’ın makaleleri heyecan veriyordu okuyuculara. Tabiî teknik imkansızlıklarda olarak, gazeteler hep saman kağıda siyah beyaz olarak az sayıda sahife ile basılıyordu. Şimdilerde olduğu gibi öyle, pek ilan da bulunmazdı, gazetelerde.

Bazen Ziraat Bankasına ait bir ilan ve genelde, devlete ait alım satım ilanları, hepsi o kadar. En iyi tarafı gazetelerde ahlaka mugayir resim ve yazıya asla rastlanmazdı. Demokrasi güzel şey amma onun da bir ölçüsü vardır. Demokrasi Demokrasi diye genel ahlâkı bozmaya da kimsenin hakkı yoktur zannederim.

1973 ’te kasabamızda çıkmaya başlayan “Sivrihisar’ın Sesi” gazetesini Ahmet Atmaca çıkarıyor. En güzel Takdir hislerimi bildirir ve uzun yıllardır ilçemizin sesini duyuran gazetemize daha uzun yıllar dilerim. Op. Dr. Mustafa Kılıçal

***

İki haftada bir yayınlanan gazete, Işık Matbaada yayım hayatını sürdürmektedir.

SİVRİHİSAR’IN SESİ GAZETESİ

Yazı İşleri Müdürü: OĞUZ EKİCİ

Adres: Karacalar Mah. Kuma Sok. No: 20/ Sivrihisar

Posta kodu: 26600

e-posta: oekici26@gmail.com

Tel: 0 222 711 23 55 – Gsm : O 541 711 23 55

On beş günde bir çıkar. Köşe yazılarının sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sivrihisarlıyız Biz

sivrihisarliyiz biz - Sivrihisarlıyız Biz

SİVRİHİSARLIYIZ BİZ

Bir çok hisar var ama Sivrihisar başkadır
Başı sivri olsa da kendisi onaccadır
Hızır Bey ve Nasreddin daha niceleri var
Tarihi şanla dolu hepsi akca pakcadır

Arkasında gocaman Yazıcoğlu kalesi
Göğsüne yaslanmıştır eski saat kulesi
Bir çok efsane gizli kayalar arasında
Eteğinde bir tarih Ermeni kilisesi..

Türlü yemekleri var illa bamya çorbası
Ağzınıza ilayık o dur yemeğin hası
Düğünler onsuz olmaz tadına da doyulmaz
Yımırtacı Saadet çorbanın tek ustası

Goçaş badılcanından basdı bişer her evde
Dadı bir başka olur Malıcın çölmeğinde
Cıygılar öter ötmez bastı için kesilir
Gara kekre olmalı basdının yendiğinde

Camız etinden olur Ançıların sucuğu
Yimesine doyamaz evin -çoluk çocuğu
Başka gatık istemez iki şey ona yeter
Maniğin ekmeğinden bir de Namane suyu

Kepenin kelemidir lahanaların hası
Göce ile yapılır sarmanın dik alası
Acılıca olmalı yanında da turşusu
Yuka ile yenilir çomçak yapılır bazı

Arap aşı yaparız soğuk kış günlerinde
Ayrı bir lezzet vardır hamırında – etinde
Et suyuna batırır çiğnemeden yudarız
İkram ederiz onu misafir geldiğinde

Helke helke yogurtlar çarşamba bazarında
Tereyağı bulunur gatık da var yanında
Kadın’ın katgısıdır evinin geçimine
Bidikicik hile yok ölçüde gantarında

Meydani don giyilir sarkası işlemeli
Genç kızları düğünde boynu grimsiyeli
Darabulus guşağı omuzlarda yün atkı
Ayakkabılar çarko , kulak inci küpeli

Sekiz okka yoğurttan hiç dara çıkarmazlar
Dokuz okka darayı uydurmuş düzenbazlar
Esnafı hile yapmaz dürüsttür Sivrisarlı
Bize gara çalmışlar utanmazlar, ahrazlar

Onacca dur deriz biz yaramazlık yapana
Hangırda sözcüğü de sorulur ona- buna
Maccalı da denilir sevilmeyen kişiye
Dızıkmak ne demektir bilen gelsin bu yana

Her şeyin üstündedir Sivrihisar sevdası
Yoktur yanlış yapanı hepsi adamın hası
Orda doğduk büyüdük , biraz da hizmet ettik
Yoksa hoca der miydi? ”Dünyanın tam ortası ”

***

İbrahim İPEK
Şubat 2020

Sayın İbrahim İPEK hocamızın yazdığı şiiri için kendisinden müsaade alarak paylaştık. Kendisine çok teşekkür ederiz. Böyle şiir ve yazıların paylaşılarak çoğalmasını tüm hemşerilerimizden de bekleriz.

Sivrihisar Hatıraları

Yeniköy tarlaları içinde ve kenarlarında alıç ağaçları vardı. Çalılı, dikenli tarlaya çift sürmeye çocukken dedemle giderdik.

Boş durmaz tarladan taş ayıklar, tavşan kovalardık. Alıç ağaçlarından meyvelerini toplar zevkle yerdik. Fazla toplayıp ipe dizer eve götürüp annemize hediye verirdik.

Böğürtlende rahmetli mavı ebemin evinin bahçesinde büyük bir ceviz ağacı vardı. Çocukken üstüne çıkar ceviz silkeler, toplardık. Zerdali, Dut’ta toplayıp zevkle yerdik.

Hatice teyzemin bir ineği vardı. Kahverengi-beyaz alacalı. Boynunda nazarlık takılı. İsmi Emine idi. Ne de çok süt verirdi.

Biz onu çocukken çok sever Kendisini bize sevdirir, O da sevildiğini bilir tatlı tatlı bize hoş bakardı.

Köyümüzün havasını teyzemin köy evinin kerpiç kokan huzurunu, güneşin odayı nasıl ısıttığını, tekli takvim kağıdına bizlerin resimlerini yapıştırıldığı fotoğraflarını.

Sandığın üstündeki örtülü yataklarını, gömme dolaplı raflarında çalar saati, bisküvi arasında lokum sıkıştırıp yediğimizi

Mutfaktaki raflarda tabak, tencere, kap, kacak. Teyzemin köy çeşmesinden taşıyıp getirdiği bakır güğümlerini, kuzinenin üstünde yemeğin piştiğini.

Suyun kaynayıp buhar çıkartıp ses çıkartışını. Antika radyonun başında ajans, türküler, ‘arkası yarın’ piyesini dinlediğimizi.

Sapan yapıp kuş avlamaya çıktığım çocukluk günlerimi. Bayıldığım helime sütüne şeker döktüğümü, kaymak bal sürdüğüm sıcacık bazlamacını.

Yufka dürümlü yumurtanın tadını. Patatesli, haşhaşlı bazlamacını. Kiler odasında telli dolapta saklı yoğurdunu.

Tavanda iple asılı kavunları, kurutulan biber, patlıcan sebzelerini. Düz damın üstüne çıkıp köyü seyredişimi. Akşam gaz lambasındaki masal dinleyişlerini.

Yatarken lambanın kısılıp gece lambasına döndüğünü. Köyden çarşamba pazarına gideceğimiz o telaşlı günümüzü.

Eşek sırtında Sivrihisar kayalarından geçtiğimizi. Unutamadığım duygulandığım çocukluk hatıralarımı hatırlıyorum.

Hey gidi günler hey! Ne güzel günler yaşamışız geçmişte. O mutlu günlerin kıymetini anlıyorum şimdi…

Babamın zamanında duyduğu Sivrihisar deyimleri.

-Samanın sarısını Marta koy Marta.
Eğer Marta koymazsan, sarı öküzün postunu arda koyarsın arda.

-Sakla samanı gelir zamanı
Sakladım samanı, geldi zamanı, Yaptırdım bu kocaman hanı.

-Sekiz günlük ömre dokuz günlük nafaka lazım derler.

-Kadın göl Erkek sel

-Ak akçe kara gün içindir

-Az götüren dağı götürür
Çok götüren yolda kalır.

***

ŞAHİN GÖKDERE

sahin gokdere - Sivrihisar Hatıraları

Yazıcıoğlu Kalesine Türk Bayrağı

Sivrihisar Yazıcıoğlu Kalesinde Şanlı Türk Bayrağımızı Dalgalanıyor görmek istiyoruz.

Yazicioglu Kalesine Turk Bayragi - Yazıcıoğlu Kalesine Türk Bayrağı

Anadolu’muzun yerleşim yerlerindeki tarihi kalelerinde TÜRK BAYRAĞI dalgalanıyor. Lütfen yetkililere sesleniyorum!

Kıymetli Sivrihisarlı hemşerilerimiz;

Birlikten kuvvet doğar ilkesiyle yaşadığımız ilçemize vefa borcumuz var bitmeyecekte. Biz bu belde de yaşamış kültürü, anane, örf ve adetlerini öğrenmiş fertleriz. Kimimiz gurbette kimimiz memlekette. Ancak gönül bağıyla hep beraber bu topraklardayız.

Ve gün geçmiyor ki sevdiklerimizden vefat haberleri almayalım. Bizlerde ölüm gelmeden hayırlı işlere koşalım. Nasıl ki Atalarımız bu topraklarda miras bıraktığı gibi bizlerde o mirası korumalı, gelecek nesillerle hakkıyla taşımalıyız.

Hepimiz gönüllüler elçileri olarak Sivrihisar’ımızla ilgili her türlü bilgiyi, fotoğraf ve araştırma çalışmalarını olabildiğince çoğaltıp yayalım. Ferdi çalışma ve kaynaklarımızı bir araya toplayalım. Kaynak ismi vererek bir kültür, tanıtım organizasyonu hiç olmazsa dijital ortamda hazırlayalım, paylaşalım.

Bilgiler paylaşıldıkça çoğalır. Kültür seferberliğine var mısınız. Manevi şahsiyetler ve mekanların, lezzet kültürümüz, kilimlerimiz, gerçekten dünyada eşi benzeri yok. Bunları “Dünyanın Merkezinden” Dünyalara tanıtalım. Hep birlikte bir arada yol alalım. Memleketimiz ve hepimiz kazanalım. Hep beraberce miras bırakalım.

Memleket sevdalılarımızın katkılarını bekliyoruz. Herkesin mutlaka bilgi birikimimiz vardır. Ancak hepimiz bunları ortaya çıkarırsak, aktif olursak başarabiliriz. “Güneş dağından dünyalara ışık saçalım.”

Aslını bilen, geçmişine sahip çıkan,
Geleceğine emin adımlarla koşar.

Yeni bir yıla yeni bir umutla girerken
Sen bugün ne yaparsan yap olur dediler
Günahkâr olacağını bugün unut dediler
Sen hayal kur eğlenerek yaşamana bak dediler
Sanki; insanlık işte budur dediler
Ölüm var kıyamette hesabı var
Amma bunları da unutturdular
Kim bilir kaç kişi mutluluğu ararken feryatlar koparacak
Belâlar, musibetler inançsızlıktan çoğalacak
Bizim başımıza gelenler özentiden, cahillikten geliyor.
Sonra şeytan karşımıza geçip gülüyor
Maziyi düşündükçe hüznüm artıyor
Böyle mi idi bize miras kalan Ecdadımızın güzel ahlakı
Allah’ım Türk Milletimi, İslam Alemini uyandır.
İlahi sesleniş ile bizleri doğru yola kavuştur.

28.12.2021 – Şahin GÖKDERE

***

Atalarımızdan yadigardır kalemiz,
Dalgalanmalı derim yüreğinde Hilalimiz.
İnşaAllah sahip çıkarda yönetenlerimiz.
Tez zamanda görüp, yaşarır sevinçle gözlerimiz.

Cengiz Arın

2022 Sivrihisar Vefat Haberleri

2022 Yılı Sivrihisar Vefat Duyuruları, Sivrihisar Ölüm Haberleri Arşivi, Eskişehir Sivrihisar’dan Vefat Edenler.

yillara gore vefat edenler - 2022 Sivrihisar Vefat Haberleri

TAZİYE
Vefat Eden Tüm Merhum ve Merhumelere Allah’tan Rahmet, Kederli Aileleri ve Yakınlarına Baş Sağlığı ve Sabırlar Dileriz.
İnnâ Lillâhi ve İnnâ İleyhi Râciûn. Tüm Geçmişlerimiz için el-Fatiha!

– 2022 YILI OCAK AYI VEFAT EDENLER –

VEFAT
Sivrihisar Eşrafından Merhum Müslüm ve merhume Hatice Kabakcı’nın kızı, Merhum Değirmenci Mustafa Görgen’ in eşi, Murat ve Adile Görgen’in annesi, GÜLTEN GÖRGEN Hakka yürümüştür. Cenazesi 17 Ocak 2022 günü ikindi namazını müteakip Ulu Camide kılınacak cenaze namazından sonra defin edilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Dümrek Beldesinden (Çil Oğullarının Ahmet’in oğlu) MUTTALİP ÜNAL Hakkın Rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi 17 Ocak 2022 Pazartesi günü Eskişehir Kemal Paşa Seyit Hoca Camiinde Öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazından sonra Eskişehir asri mezarlıkta defin edilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Nasreddin Hoca Beldesinden Hacı Ustanın eşi, Satılmış Arabacı’nın Annesi HATİCE ARABACI (Goltanlı) Bodrum Devlet Hastanesinde hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi 17 Ocak 2022 Pazartesi günü öğle namazını müteakip Nasrettin Hoca Beldesinde defin edilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Koltan Köyünden MUSTAFA ERKOCA Hakkın rahmetine kavuştu. Cenazesi 16 Ocak 2022 Pazar günü Eskişehir Kalabak camiinde ikindi namazını müteakip kılınacak cenaze namazından sonra Asri mezarlığa defnedilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Memik Köyü Sakinlerinden Merhum Ali Osman Kartal’ın Esi, Mustafa ve Merhum Mehmet Kartal’ın Annesi SEVİM KARTAL Vefat Etmiştir. Cenazesi 16 Ocak 2022 Pazar günü İkindi namazını müteakip Memik Köyünde defin edilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Hüdavendigar Köyünden HACI ALİ BIÇAK Vefat Etti. Cenazesi 15 Ocak 2022 Cumartesi günü İkindi namazını müteakip Hüdavendigar Köyünde defin edilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Kaymaz Beldesinden HİLMİ İNCE Vefat Etmiştir. Cenazesi 14 Ocak 2022 Cuma gün ikindi namazını müteakip Kaymaz Beldesi Merkez camisinde kılınacak cenaze namazından sonra defin edilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Ballıhisar Köyünden REYHAN ÖZBAY Vefat Etmiştir. Cenazesi 14 Ocak 2022 Cuma günü Cuma namazını müteakip Eskişehir Alaattin Camiinde kılınacak cenaze namazından sonra Asri mezarlığa defin edilecektir. 

VEFAT
Sivrihisar Nasrettin hoca Beldesinden Jandarma Kıdemli Albay ÜMÜT DEDEBAĞI Isparta’da vefat etti. Cenazesi 14 Ocak 2022 Cuma günü Sabah Saat: 08.15’de Isparta İl Jandarma Komutanlığında yapılacak tören ve uğurlama sonrası Cuma namazını müteakip Eskişehir Reşadiye Camiinde kılınacak Cenaze namazı ve törenden sonra, Sivrihisar Nasrettin Hoca Beldesinde defin edilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Karaburhan Köyünden HASAN HÜSEYİN ÖZ vefat etti. Cenazesi 13 Ocak 2022 Perşembe günü İkindi namazını müteakip Karaburhan köyünde defnedilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Gerenli Köyünden BASRİ ÖZGÜNEŞ vefat etmiştir. Cenazesi 12 Ocak 2022 Çarşamba günü İkindi namazını müteakip Gerenli Köyünde defin edilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Ertuğrul (Yakapınar) Köyünden SÜLEYMAN KİPGE vefat etmiştir. Cenazesi 12 Ocak 2022 Çarşamba günü Öğle namazını müteakip Ertuğrul (Yakapınar) köyünde defin edilecektir. 

VEFAT
Sivrihisar Zey Köyünden Hüseyin ve Ercan Eşme’nin annesi SIDIKA EŞME vefat etmiştir. Cenazesi 10 Ocak 2022 günü ikindi namazını müteakip Zey Köyünde defin edilecektir. 

VEFAT
Sivrihisar Yenidoğan Köyünden AVNİ ALPİR Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi 09 Ocak 2022 Pazar günü Yenidoğan köyünde defin edilecektir. 

VEFAT
Sivrihisar Kaymaz Beldesinden Beyhan Küçük Özkezer ‘in Eşi CEYLAN ÖZKEZER vefat etmiştir. Cenazesi 09 Ocak 2022 pazar günü Öğle Namazını müteakip Eskişehir Asri mezarlığına defin edilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Ballıhisar Köyünden Sivrihisar Cumhuriyet İlkokulu Emekli Öğretmenlerinden Merhum Hidayet Türkyaman ‘ın Eşi GÜLTEN TÜRKYAMAN Hakkın Rahmetine Kavuşmuştur. Cenazesi 08 Ocak 2022 Cumartesi günü Öğle namazına müteakip Ulu Camide Kılınacak Cenaze Namazından sonra defin edilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Dümrek Beldesinden GÜRBÜZ ÇOBANER Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi 07 Ocak 2022 Cuma günü Cuma namazını müteakiben Dümrek ‘de defin edilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Eşrafından İbrahim Vedat ve Sedat Kavalcı’nın Babası Sivrihisar Eski Esnaflarından OSMAN KAVALCI Vefat etmiştir Cenazesi 07 Ocak 2022 Cuma günü Cuma namazını müteakip Eskişehir Alâeddin camisinden kaldırılacaktır.

VEFAT
Sivrihisar Böğürtlen Köyünden Merhum Bekir Turhan’ın Kızı GÜLTEN KARAASMA vefat etti. Cenazesi 07 Ocak 2022 Cuma Günü Cuma Namazını müteakip Eskişehir Eligüzeller Camiinde Kılınacak Cenaze Namazından sonra Asri Mezarlıkta defin edilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Postanesinden Emekli, Yaverören Köyünden Haydar Tarcan’ın Eşi SEVİM TARCAN vefat etmiştir. Cenazesi 07 Ocak 2022 Cuma Günü Saat: 11.00 de Sivrihisar Toplu Konutlardaki Evinin Önünden Helallik Alındıktan Sonra Öğle Namazını Müteakip Yaverören Köyünde Defin Edilecektir.

VEFAT
Sivrihisar Kurtşeyh (Yukarı Ada) Köyünden SADRETTİN DİKBAŞLI vefat etti. Cenazesi 04 Ocak 2022 Salı günü Öğle namazı sonrası Kurtşeyh Köyünde defin edilecektir. Merhuma ALLAH’ dan rahmet kederli ailesi ve yakınlarına başsağlığı ile sabırlar dileriz.

VEFAT
Sivrihisar Babullu Köyünden Sami Kılıç’ın eşi NEZİHA KILIÇ vefat etmiştir. Cenazesi 03 Ocak 2022 Pazartesi günü öğle namazını müteakip Eskişehir Ziya Paşa Caminde kılınacak cenaze namazından sonra defin edilecektir. Merhumeye ALLAH’ dan rahmet kederli ailesi ve yakınlarına baş sağlığı ile sabırlar dileriz.

VEFAT
Sivrihisar Esnaflarından Aytekin Bingöl’ün Kayınvalidesi, Şef Mehmet Hayıt’ın Eşi GÖNÜL HAYIT vefat etmiştir. Cenazesi 03 Ocak 2022 Pazartesi günü gün İçinde Ulu Camide kılınacak cenaze namazından sonra Kumluyol mezarlığına defin edilecektir. Merhumeye ALLAH’ dan rahmet kederli ailesi ve yakınlarına baş sağlığı ile sabırlar dileriz.

VEFAT & TAZİYE
Sivrihisar Çaykoz Köyünden TAHSİN ÖZTÜRK vefat etmiştir. Merhuma ALLAH’ dan rahmet kederli ailesi ve yakınlarına baş sağlığı ile sabırlar dileriz. 2 Ocak 2021

VEFAT VE TAZİYE
Sivrihisar Oğlakçı Köyü Sakinlerinden Abdil Erkafa’nın Ankara’da yaşayan kızı NAZAN ERKAFA vefat etti. Cenazesi 02 Ocak 2022 Pazar günü (Bugün) İkindi namazını müteakip Oğlakçı köyünde defin edilecektir. Merhumeye ALLAH’ dan rahmet kederli ailesi ve yakınlarına baş sağlığı ile sabırlar dileriz.

VEFAT VE TAZİYE
Sivrihisar Dümrek Beldesinden Mehmet Ali Yumrukaya’nın eşi EMİNE YUMRUKAYA vefat etmiştir. Cenazesi 01 Ocak 2022 günü öğle namazını müteakip Dümrek beldesinde defin edilecektir. Merhumeye Allah’tan Rahmet, kederli ailesine baş sağlığı ve sabırlar dileriz.

***

vefat duyurular - 2022 Sivrihisar Vefat Haberleri

Sivrihisar İrfaniye Medresesi

sivrihisar irfaniye medresesi - Sivrihisar İrfaniye Medresesi

ve Asa-ı Mübareke Evi.

İrfaniye Medresesi daha önce Hızır Bey medresesi adı ile anılıyordu. Bu medrese Nasrettin Hoca’dan oğlu Celal Beye, ondan da oğlu Hızır Beye intikal ettiği, medresenin bitişiğindeki konağın Hızır Bey Konağı olduğu bilinmektedir. Medrese 1870 yılında konağı ile beraber Osman Afif Efendi tarafından Vakıf idaresinden satın alınıp, İrfaniye Medresesi adı ile kendi vakfına bağlanmıştır.

Aynı zamanda Şeyh Osman Afif Efendi bu Medresede Müderrislik yapmıştır. Kendisinden sonra Müderrisliği oğlu Şeyh Ahmet Şemseddin Efendi devam ettirmiştir. Bina, fotoğrafta görüldüğü gibi yürekler acısı bir durumda.

Bu konak Kurşunlu Cami yanında İrfaniye Medresesinin bulunduğu yerin yanında bulunmakta. Medresede Müderrislik yapan nice alimler burada ikamet etmiş ve İslam alemine ilim irfan dağıtmışlardır.

Temennimiz bu tarihi ecdat mirasının şu anki mirasçılarının biran evvel bir araya gelerek bu tarihin yok olmasına duyarsız kalmamalarıdır. Kültürümüze ve tarihimize sahip çıkan Sivrihisar’ımızın önemli değerlerinin korunması konusunda duyarlı davranan saygıdeğer kardeşime sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Devletimizin resmi korumasında Tescilli bulunan Sivrihisar’ımızın önemli şahsiyetlerinden olan Seyyid şeyh Osman Afif Sivrihisari Hz (Ks) ile oğlu Seyyid Şeyh Ahmet Şemsettin Sivrihisari ile ilgili İrfaniye Medresesi, Osman afif Efendi Konağı, Hamdi Baba Türbesi, Osman Afif Efendi Mahalle Meydan çeşmesine sahip çıkacak ve bu Tarihi ve Kültürel yapıları sahiplenerek 2863 Sayılı Yasa gereği ihya etmesi gereken Makam Sivrihisar Belediye Başkanlığı Makamıdır.

Sivrihisar’ımızın topyekun bütün değerleri Önemli Kültürel Şahsiyetleri bizlerin başımızın üzerlerinde yerleri vardır. Gelmiş geçmiş tüm Sivrihisarlı Hemşerilerimizin Ruhları ŞAD olsun. Yunus Emre’miz Nasreddin Hocamız Şeyh baba Yusuf’umuz oğlu Şeyh Hamdi Babamız Şeyh Osman Afif Efendimiz ve oğlu Şeyh Ahmed Şemseddin Efendi ve oğlu Kurşunlu mahallenin Üstadı Baha Efendi Hocası ve daha Nice Büyüklerimizin Mekanları CENNET olsun

İnşallah. Bir konuyu Arz etmeden geçemeyeceğim. Kurşunlu Mahallede Yer alan Kurşunlu (Şeyh Baba Yusuf) Camisinin Etrafında KÜLLİYE şeklinde Dört Adet Tarihi Ve Sosyo-kültürel Taşınmaz Yapı 2003 Yılına kadar MEVCUTTU. Bu Tarihi Yapı Kampüsü;

1- Kurşunlu Cami

2- Hamdi Baba Türbesi

3- İrfaniye Medresesi

4- Asayı Şerif Mübarek’e Evi

Bu dört yapı 6 asır boyunca tüm Sivrihisarlı ECDADA hizmette bulunmuştur. Cami’sinde Namazlar kılınmış türbesinde dualar edilmiş Medresesinde Yüksek ilimler öğretilmiş ve Dünyaca Meşhur Alimler yetiştirilmiştir. Asayı Şerif Mübarek’e Evinde Şeyh Baba Yusuf Hazretlerinin Kutsal Topraklardan getirdiği Sevgili Peygamber Efendimize ait Asayı Şerif Mübareke hem muhafaza edilmiş hem de tüm Müslümanlara ziyareti sağlanmıştır.

Bu dört tarihi ve korunması gereken yapı, 2863 Sayılı Yasa gereği kesinlikle koruma altına alınarak korunması gerekirken 2003 yılında 2276 Sayılı Koruma kurulu kararı ve Sivrihisar Belediye Başkanı’nın da imzasıyla Hamdi Babanın 6 Asırlık Türbe binası ile kökeni Selçuklulardan kalan İrfaniye Medresesinin MEVCUDİYETİ YOK sayıldı, yani tescilden kaçırıldı. 2004’de Hamdi Baba Türbe binası 2006 da ise İrfaniye Medresesi yapıları yıkıma uğratıldı. Asayı Şerif Mübarek’e Evi ise 1950 de yıktırılmıştı.

Şimdi ise geriye sadece Cami yapısı kaldı. Şayet bundan sonra Sivrihisar Belediye Başkanı İLGİLENİRSE yakın tarihte yıkıma uğratılan bu 3 Tarihi ve Kültürel yapılarımızda 2863 Sayılı Yasa ve de 660 ile 664 Sayılı Koruma Yüksek Kurulunun İLKE KARARLARI uyarınca kesinlikle yeniden İHYASI sağlanır ve Kurşunlu Camisi yeniden KÜLLİYESİNE kavuşur.

TÜM SAYGIDEĞER SİVRİHİSARLI KARDEŞLERİMİN BİLGİLERİNE ARZ OLUNUR. Teşekkürlerimi Sunarım, Arif Dinçer – 4 Mart 2019

irfaniye medresesi - Sivrihisar İrfaniye Medresesi

ÂSÂ-yi ŞERİF EVİ

Sivrihisarlı Şeyh Baba Yusuf Hazretleri tarafından 6 asır önce kutsal topraklardan Sivrihisar’a getirilmiş âsâ-yı Mübareke için inşa edilmiş yapıdır.

Kurşunlu Camisi’ni yaptıran Şeyh Baba Yusuf, Hamdi Baba Türbesi’nin karşısında, yani İrfaniye Medresesinin bitişiğine 6 asır önce; Âsâ-ı Mübareke’yi muhafaza etmek, sergilemek ve ziyarete açmak üzere Âsâ Evi ismiyle anılan binayı inşa ettirmiştir.

Âsâ Evi isimli binada 6 asır öncesinden başlayarak, 1924’lü yıllara kadar Sevgili Peygamber Efendi’mize (S.A.V) ait olan Âsâ-yı Mübareke büyük bir titizlikle muhafaza edilmiştir. Âsâ Evi’nin, duvarına asılı olarak muhafaza edilmiş ve ziyarete açılmıştır.

1924’lü yıllarda kapatılıp, sonraki yıllarda yıkılan Âsâ Evi’nin içerisinde duvarda asılı bulunan Sivrihisar Sancağı Âsâ Evinden alınarak Sivrihisar da bulunan Ali Dede Türbesi’nin içerisine alınmıştır. 1945’li yıllarda da müezzin Ömer Efendi tarafından; Ali Dede Türbesi’nden alınarak ,Ankara’ya gönderildiği söylenilmiştir. (Sivrihisar Sancağı araştırılmaktadır.)

Bilgiyi Nakleden: Uzun yıllar Ali Dede Türbesinin bakımıyla meşgul olan teyzemizin oğlu Ahmet Bahtiyar Toral (Sivrihisar Ali Dede Türbesinin yanındaki evde oturmaktadır.( (Bilgiler teyzemizden, oğluna intikaldir.) Tarih 05.12.2014 SİVRİHİSAR

***

ÂSÂ EVİ BİNASININ AKIBETİ

1924 yılından sonra kapatılan Âsâ Evi, 1929 yılında Ahmet Tevhid ’in maarif vekâleti dergisinde yayınladığı “Sivrihisar ve Pessinus Harabeleri” isimli raporunda da belirttiği üzere; Sivrihisar’da Kurşunlu Camisinin yanında bulunan ve Kurşunlu Camisini yaptıran Şeyh Baba Yusuf’un, babası Halil Efendi ile oğulları Hamdi Baba ve diğer kardeşlerinin de içerisinde mezarının bulunduğu Hamdi Baba Türbesi’nin tam karşısında Asâ Evi isimli; harap bir yapı bulunmaktadır, demektedir.

1960 yılında Tahsin Özalp tarafından yazılan, “Sivrihisar Tarihi” isimli kitapta ise; Asâ Evi Hamdi Baba Türbesi’nin karşısında idi, şimdi yıkılmıştır, demiştir. Sayfa 128’de.

1986 yılında Ahmet Bican Atmaca tarafından yazılan Sivrihisar da yetişen ünlüler ve Menkıbeleri isimli kitabın 6. Sayfasında Âsa-ı Şerif’in Kurşunlu Camisi’nin, doğu kısmında bulunan Asâ-ı Şerif’in odasının olduğu malumdur, demiştir.

***

Sivrihisar İrfaniye Medresesi ve Türbe

Bilindiği gibi Sivrihisar, Tarih süresince pek çok medeniyetlere ev sahipliği yapmış, Tarih ve Kültür diyarıdır. Tabi ki böyle bir diyarın Dünyaca ünlü ilim ve bilim adamları yanında insanlığı feyz saçan nice büyüklerimizin de ana yurdudur.

Büyüklerimizden, Osmanlı Sultanı II. Bayezid Han’ın hocası Şeyh Baba Yusuf Sivrihisar’da pek çok talebesine ilim ve irfan aşılamıştır. Bizzat kendisinin de isçi olarak çalıştığı Kurşunlu Camii’ni inşa ettirmiştir.

Sivrihisar Kurşunlu Camisinin kıble yönünde Şeyh Yusuf Hazretlerinin babası Şeyh Halil Baba Hazretleri, üç oğlu ve onların birinci derece yakınlarının Kabri bulunmaktadır. Kabirler 5 asırdır, kapalı türbe şeklinde muhafaza edilmiş, sadece Sivrihisarlı değil, yöremizde yaşayan binlerce insanımızın ziyaretgahı durumundaydı.

Şeyh Baba Yusuf’un büyük oğlu Şeyh Hamdi Baba Hazretleri Sivrihisar için ayrıcalığı olan, zor durumdaki insanların manevi destek aldığı önemli bir şahsiyettir. Yöneticiliğini yaptığı İrfaniye medresesinde pek çok ulema ve hak adamının yetişmesini sağlamıştır.

2009 yılında, Sivrihisar Belediyesince yıktırılan İrfaniye medresesinden sonra, 2010 yılına, Eskişehir KVKB (Kültür Varlıklarını Koruma Bölge) Müdürlüğünce Türbe niteliğindeki mekanın yıktırılması bizleri fevkalade hüzne gark etmiştir.

Şu anda mekân üstü açık Kabir taşları kırılmış, çevre bakımı hoş olmayan görünümde. Tabi ki ziyaret eden, hemşerilerimiz hüzün içerisinde, Türbenin yıkılmasına bir anlam verememektedir. Kabristanın uygun bir şekilde, Türbe haline kavuşturulmasını temenni etmekteyiz. 12.01.2010

SİVRİHİSAR EĞİTİM, KÜLTÜR ve DAYANIŞMA VAKFI

Cengiz Arın

Cengiz Arın

cengiz arin - Cengiz Arın

BİYOGRAFİ

1960 ile 1961 yılları arasında, bilinmedik bir ayda, bilinmedik bir günde, Sivrihisar ilçesinin Böğürtlen köyünde dünyaya gelen yazarımıza; eğitmen olan dedesinin, tarihe düşkünlüğünden kaynaklanan sebeple, Cengiz Han’dan esinlenerek “Cengiz” adı verilmiştir.

İlkokulu köyde bitirdikten sonra, Eskişehir ATATÜRK Lisesi pansiyonunda başlayan yeni bir hayat… Ortaokulu 19 Mayıs Ortaokulunda, liseyi ATATÜRK lisesinde bitirmekle noktalanan devlet parasız yatılı öğrencilik dönemi… Bu pansiyonda unutulmaz pansiyon kardeşliği içinde geçen, acı tatlı olaylarla dolu bir 6 yıl. Aile sevgisinin, aile özleminin iliklerine kadar işlediği yıllar. Hala sürdürülen değerli arkadaşlıklar.

Bu yıllarda şiir ve makale ve yaşına uygun küçük hikayeler yazarak başlayan edebiyata yöneliş, mahalli bir gazete olan ve hala yayın hayatını sürdüren “Sivrihisar’ın Sesi” gazetesinde başlayan köşe yazısı ve şiirlerle kendini gösteren yazarlık denemeleri.

Lise bittikten sonra aslında gazeteci olmaya yönelik büyük arzu duymasına rağmen sırf ekonomik koşullar sebebiyle, ilgi alanını teknolojiye yönelterek o zamanki adıyla E.D.M.M.A Makine fakültesinde başlayıp; Anadolu üniversitesi öğrenciliğinden; Makine Mühendisi olarak mezuniyet.

1980li yıllara tekabül eden bu dönem; o zaman içindeki terör hadiseleri sebebiyle acı dolu, pek çok gencin gençliğinin farkına bile varmadan büyük streslerin, sıkıntıların vuku bulduğu, gençliğini yaşayamayan neslin dönemidir yazarımız için. Her fırsatta ülkemizde benzer yılların yaşanmaması için dua etmektedir…

1985 Yılında hayatımda yaşadığım en güzel olay olarak nitelendirdiği, büyük bir aşkla sevdiği halen de mutlu bir hayat sürdürdüğü değerli eşi IŞIN Hanımla evlenmiştir.

Makine mühendisi olarak iş hayatına 1985 yılında Kayseri’de başlamış sonra askerlik sebebiyle ayrıldığı işine dönmek yerine, İstanbul’da bir şirketten gelen teklifi değerlendirerek iş hayatına devam etmiştir.1992 yılında Balıkesir, 2005 yılında Bursa’da devam eden meslek hayatı 2012 yılında emekli oluşuyla noktalanmıştır.

Yazarımız, hayatını çok zorlu sert akan, bir akarsuda; karşıdan karşıya geçmeye benzetmekte ve yaşadığı dönüm noktası olan hadiseleri; “üzerine basarak atladığım taşlar” diye açıklamaktadır . Bu taşları atlayıp geçerken her taşın üstünde ona elini uzatıp tutan ve düşüp şaşmadan ilerlemesini sağlayan “meleklerim” dediği insanlar vardır..

1. Melek… tabi ki her insan oğlu gibi annesi, 2005 te kaybetmiştir. Gerçek adı Nazire olmasına rağmen, çok sevip nadir bir insan olarak gördüğü için hep “Nadire” olarak hitap etmekten hoşlanmıştır..

2. Melek… İlk okul öğretmeni Sevgi Bekirler… Adı gibi sevgi dolu olan hala olağanüstü bir sevgi beslediği, 32 yıl aradan sonra ulaşmayı başararak ellerini öpebildiği için büyük mutluluk hissettiği öğretmeni. Yazarımızın küçük bir köyün beş sınıflı, bir derslikli şirin okulunun ahşap penceresinden tüm dünyayı görmesini sağlayan kişi. Görüşüp sesini duymaktan büyük keyif aldığı; bazense karşılıklı göz yaşı dökerek telefon sohbetleri yaptığı muhterem insan.

3. Melek… Sivrihisar’ın Sesi Gazetesi’nin sahibi ve değerli yazar Sn. Ahmet Atmaca’nın yazma konusunda değerli teşvik ve destekleri olmuştur.

4. Melek… Hayatım boyunca karşılaştığım en önemli meleğim der yazarımız halen aşık olduğu sevgili eşi IŞIN için, onun hayatına girmesiyle yıllarca sürecek, acı tatlı pek çok olayı yaşamış hep gönül birliği, hayatın müşterekliği ilkesi dahilinde mücadele vermiş, birlikte en acı, en güzel anları paylaşarak yaşamıştır. Her zaman dua ederim der yazarımız Allah’ım beni eşimden önce al, işte öylesi bir sevgi…

5. Melek… yazarımız 5. Meleğine Kayseri’de işe başladığında rastladığını söyler. Bu kişi o zaman çalıştığı şirkette Genel Müdür olan Malatyalı Cemil Akın’dır. Kendisinin başarılı çalışmalarını değerlendirerek, İstanbul ve Balıkesir’e oradan da Bursa’ya uzanan iş hayatını yönlendiren, elinden tutan kişi olmuştur.

6. Melek… Biricik oğlu Ali… Sevgi, saygı ve ağırbaşlılığıyla sevinç ve gurur kaynağı, “kızım” deyip bağrına bastığı sevgili eşi Aslı ile birlikte yazarımıza dünyanın en büyük mutluluklarından birini Kerem Cengiz’i vermişlerdir.

7. Melek… “İyi insan nasıl olur?” dendiğinde, “buyurun örneği” denebilecek, temiz yürekli, sevecen, güvenilir, şefkat duyguları taşan bir insan Doç. Dr. Abdülmecit Yıldız… Aslında Nefrolog olmasına rağmen kalbe çok iyi gelen bir kardeş.

8. Melek… Can Ahmet Vural söze ne gerek, görür görmez çok sev kalbinin bir köşesine al… Azmiyle, düşüncesi, mücadelesi, güzel kalbiyle çok güzel, çok özel insan…

9. Melek.. canı kadar sevdiği torunu Kerem Cengiz… Dünya bir yana o bir yana. Yazarımız derki : “hayata bakış felsefemi torunuma endeksledim.

Biliyorum ki hayatımın herhangi bir yerinde bir taş oynatsam sonunda torunuma ulaşmama riskim vardı. Şu an beni kucağıma aldığım bu güzelliğe kadar getirmiş olan hayatım da, acı tatlı ne yaşamışsam iyi ki yaşamışım diyorum .Hayatım olması gerektiği gibi olmuş, şükürler olsun”…

Tabi ki hayatı boyunca meleklerden çok daha fazla şeytan la da, karşılaştığı, kiminin yanlış taşa bastırmak, kiminin ayağını kaydırmak için uğraştığı, lakin onları anmanın bile doğru olmadığı düşüncesindedir yazarımız…

Pek çok ülkeye gezi imkanı bulan, gittiği yerlerdeki hayat şartlarını, insanları gözlemleyen yazarımız, farklı devletler ve kültürleri de kıyaslama imkanı bulmuştur. Öyle insanlarla karşılaştım ki, bu güzel insanlar bana; insanları ırk, din, renk ayrımı gözetmeden sevmek gerektiği yolundaki düşüncemde ne kadar haklı olduğumu ispatladılar demektedir.

Ülkemizin ve Müslüman halka sahip devletlerin düştüğü sıkıntılı, bazılarının acınası durumları, aklını iyi kullanmayan, kalbinde sevgi taşımayan, şefkat, adalet ve vicdan duyguları azalmış olan insanlar sebebiyledir, düşüncesine sahip yazarımız, kalan ömründe iyi insan hedefli çalışmalar yapmaya karar vermiş, saygı, sevgi, barış, doğa sevgisi, sanat sevgisi öneren duygularını paylaşmak üzere çaba sarf edeceğini bu konularda tavizsiz bir kararlılığa sahip olacağını belirtmiştir…

***

Sivrihisar’ın Kurtuluşu

Sivrihisar’ımızın işgalden Kurtuluşu

Atlı birlikleri, top arabalı silahlarıyla davar sürülerini de köylerden kaçırıp Zalim yunan Sivrihisar önlerine kadar gelmişti. Aniden yükseldi toz bulutları, göründü Garipçe’den Sokaklar birden sessizleşip karanlığa gömülmüştü. Düşman ordusu Aziz ilçemize girip Erzak çalıp yağmayla işgale başlamıştı.

Ordusu Hisar yaylasının önlerine karargahını kurmuş Bizden bir yiğit kişi dayanamayıp, onları kayalardan yaylım ateşine tutmuştu. Kefere şaşırmış, baskın var sanmış Bir yiğit kahraman tek başına koca orduyu korkutup, durdurmaya çalışmıştı. Gece baskınlarıyla top başındaki yunan askerlerini bizim milisler tek yakaladıkça gebertip, hemen gömüyordu, Yunanlı komutan köpürüyordu duruma “yakalayın onları” emrini verdi hiddetle Bulamayınca da” topa tutun şehri, yakın “diyordu.

Hemen Belediye başkan vekili Hekimin Osman komutanı ikna edip “Bizden olmadı baskın” diyerek yanmaktan şehrimizi kurtarıyordu. Kalabalık düşman, Sivrihisar’ı lojistik merkezi yapıp iyice yerleşmiş Sonra hızlıca Polatlı’ya yönelip, ordusuyla Ankara’ya yaklaşmıştı. Hiç ölmeden düşmana verilir mi bu Aziz Vatan Kahraman Ecdadımız sonra bizden razı olur muydu.

Türk Milleti “Vatan Sevgisinin İmandan” geldiğini bilir Uğruna nice kahraman yiğitler vatanı için seve seve canını verirdi. Polatlı’da “düşman ordusu kuvvetli bir direnişle durduruldu” diye sevinç haberleri yayılıyordu Memleketimizde herkes heyecanlanıp eli silah tutanlar, ordumuzun yanına gönüllü katılıyordu.

Bir yunan uçağı arızalı indi, Sarıköy’e Köylülerimiz pilotla tayyareyi de esir aldı. Tamir edildi Türk Silahlı Kuvvetleri Ordusuyla birlikte harbe katıldı Ele geçirilen bu ganimete “Sakarya” ismi verildi. Toplar dövüyor, kıyamet kopuyor gibiydi sanki her yer Süvarili Efeler, süngü takmış piyadeler, hücuma geçmiş düşmana ağır darbeler vuruyordu. Ordu ile Millet ayağa kalkmış bozulan düşmanın peşinden kovalıyor “Ya İstiklâl, Ya Ölüm” diye hücuma kalkmış ezip geçiyordu.

Allah Allah nidalarıyla yer-gök yankılanıyor “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” emri büyük taarruz için geliyordu. Artık yunan ordusu dağılmış kaçıyor bizim süvari yıldırım hızıyla peşinden kovalıyor Ancak geri çekilirken düşman Sakarya yenilgisinin intikamı ile her yeri yakıp yıkıyordu. Zalimler zulmünü artırmadan çabuk yetişelim diye Atlı süvarili ordumuz dağlardan derelerden yıldırım hızıyla sanki uçarak atlıyordu.

Kaçarken düşman geçtiği yerlerde zülüm ve işkence yapıyor Camiler, evler, samanlık tarlalar alevler içinde yanıp yıkılıyordu. Köylerde Çoluk çocuk, kadın, ihtiyarı dinlemeden süngüyle boğazlıyor Nice acı feryatlar göklere yükseliyordu. Yetişti kahramanlar gayri bu zülüm bitecek, Düşman artık yurdumuzu terk edip kaçacaktı. Aziz Milletimiz hep Allaha yalvarıp Memleketimiz kurtulsun diye ne çileler çekmiş ne dualar etmişti. Ordumuz zafere erişti, düşman denize döküldü Şükürler olsun, geldiklerine de bin pişman edildi.

Umut dolu kazanılan zafer sevinciyle, Sivrihisar Halkımız, ordumuza Toplayıp bir Tayyare parasını Hibe ederek Ankara’ya göndermişti. Atatürk fedakâr kadim milletimizi hiç unutmadı 24 Mart 1922’de ilçemize gelip Bakanlar Kurulunu Zaimağa Konağı’nda toplamıştı. Bu duygular bu sevinç, mutluluk, huzur veriyor gönlümüze Hala bu gururu Şanla Şerefle Milletimizle taşıyoruz. Bu yüzden Her yıl Sivrihisar’ımızın doğum gününü ilk günkü gibi Tarihimizi hatırlayarak Saygı ve Coşkuyla Hep beraberce kutluyoruz

SİVRİHİSAR’IMIZIN İŞGALDEN KURTULUŞU

Düşmanın top arabaları, atlı birlikleri,
Önlerinde, köylerden çaldıkları koyun sürüleri, Acımasızca yakıp yıkarak köyleri.
Nihayet işgal altındaydı, Sivrihisar önleri.
Aniden yükseldi, Garipçe den toz ile duman,
Titredi ilçemin yüreği, düşman ayak bastığı zaman.
Yükseldi göklere, feryat figan ve alev bulutları,
Garipçe den başlamıştı, ilçemizin karanlıkları.
An be an artıyordu, Yunanın acımasızlıkları.
Çok geçmedi, başladı erzak talanı, yağmaları.
Hisar yaylası önünde kurdu, Yunan karargahı, Umurlarında değildi, onca masumun bedduası ahı.
Çok sürmeden yaşadılar, korkuları ve eyvahı.
Aldı eline bir yiğit, besmeleyle silahı,
Bir o kayadan ,bir bu kayadan bastı tetiğe,
Düşmanlar panikle bağırdı, çet geliyor diye.
Baskın var deyip, kaçtı bütün kefereler. Peşlerinden kovaladı, cesur milisler.
Bir çoğu yakalandı, bir bir gebertildiler
Mazlumların ahıyla, hak ettikleri cehenneme gittiler.
Çok işe yaramıştı, gece baskınları,
Bir bir yakalayıp, geberttiler düşmanları.
Çılgına dönmüştü, Yunan komutanları.
Emirler yağdırıyordu, yakalayın onları!
Baktı ki çare yok, daha da öfkelendi.
Top ateşine tutun, yakın ilçeyi emrini verdi.
O sıra Hekimin Osman belediye başkan vekili,
Zeki insandı laf anlatmayı bilirdi dili,
Baktı ki, komutan ilçemizi yakacak kadar öfkeli,
İkna etti komutanı, uygulatmadı bu acı emri.
Konuştu, anlattı, ikna edip ilçemizden gönderdi.
Düşman terk etti ilçemizi, Polatlı’ya yöneldi.
Akıllarınca güvendiler, topa tüfeğe atlıya,
Bir mezalimle girdiler, ilçemiz Polatlı’ya.
Vatan uğruna ölünür dedi kahraman ecdadımız.
Burada bizim bayrağımız dalgalanır, burası bizim vatanımız.
Kuvvetli bir direnişle, durduruldu düşman,
Perişanlığı yaşadı, olmuştu geldiğine bin pişman.
Heyecanla cepheye koştu, her eli silah tutan.
Zafer haberleriyle süsleniyordu, tüm vatan.
Bir Yunan uçağı, Sarıköy ’de kıra indi,
Köylüler el koydu, pilot esir edildi.
Uçak, ordumuzun savaş uçağı yapıldı.
Sakarya adıyla, kahraman ordumuza katıldı.
Efeler, piyadeler, hücuma geçmiş ,düşmana vuruyordu.
Düşman feleğini şaşırmış, pürtelaş kaçıyordu.
Ordu, millet birlikte, hücumlarla ezip geçiyordu.
Allah! Allah! Nidalarıyla yer gök inliyordu.
Başkomutanın emri, her alandan duyuldu.
Ordular ilk hedefiniz Akdeniz ileri ! diyordu.
Yakıp yıkarak, zulümle kaçıyordu düşman,
Yüreklerinde korkuyla, geldiklerine de çok pişman.
Süvariler dağ tepe aşıp, geldiler yıldırımlar misali.
Zalimlerin zulmü bitmedi, perişan olsa da hali.
Düşünmüyorlardı, acımasızca günahı, vebali,
Çocuk, kadın, yaşlı genç, katlediliyordu ahali.
Cami, ev, samanlık, yaka yıka kaçtılar.
Geçtikleri her yerde, vahşet ve ateş saçtılar.
Zalimler giderayak, pek çok günah aldılar.
Göklere yükselirken, dualar ve acı feryatlar.
Yetişiyordu, yettik deyip, gönlü yüce kahramanlar.
Olsa da tüm vatanda, işgalden çok büyük sancı,
Vardı gönüllerde, kurtulacağız, azmi, umudu, inancı.
Nihayet yenildi düşman, döküldü denize.
Mazhar oldu, o kahramanlar gönülden minnetimize.
Onların canıyla, kanıyla, kavuştuk hürriyetimize.
Ogün vatan büyük fedakârlıkla, kazanıldı bize.
Sivrihisar halkımız ordumuza, cömertliğiyle bir tayyare verdi.
Diğer fedakarlığıysa, pek çok gazi ve şehitlerdi.
İlçemiz verdi savaşını, övüncü, şerefi ve şanıyla.
Kadın erkek, yaşlı genç, pek çok kahramanıyla.
Atamız unutmadı, ilçemizin kahramanlıklarını, Mart ayında,
İlçemizde toplayıp tüm bakanlarını, Kararlılıkla yaptı, istikbal için toplantılarını.
Zaimağa konağı, ışıl, ışıl ışıldıyordu.
Sevinç mutluluk, huzur, sokaklara taşıyordu.
Kahraman ilçemiz, tarihi anlar yaşıyordu.
Asla bitmez yüreğimizde, atalarımıza minnetimiz.
O şanlı kahramanların torunlarıyız biz.
Şanlı kurtuluşumuzu, her yıl gururla kutlarız,
Atamıza, Şehitlerimize, Gazilerimize minnettarız.
Gurur duy, övün varlığınla Sivrihisar.
Tüm dünyaya, örnek kahramanlığın var.
Şimdi tepelerinde dalgalanan, nazlı hilâl,
Haykırır vatan için, dökülen her kan helâl.
Hep hür olup, hür yaşa ebediyete kadar.
Gönlümüzün Cennet bahçesi,
Erenler diyarı Sivrihisar.
Dileriz kıyamete kadar sürer, coşkulu kutlamalar.

CENGİZ ARIN – 29.09.2021

ÇOK DEĞERLİ DOSTUM KARDEŞİM AKRABAM ŞAHİN GÖKDERENİN YAZDIĞI MUHTEŞEM YAZININ İLHAMIYLA YAZDIM, VESİLE OLDUĞU İÇİN MİNNET VE TEŞEKKÜRLERİMLE.

ALLAH IM MİLLETİMİZİ BİR DAHA KURTULUŞ SAVAŞI VERMEK ZORUNDA BIRAKMASIN, HUZUR VE MUTLULUK
DOLU YILLAR YAŞATSIN. BİRAZ UZUNCAYDI OKUYANLARA TEŞEKKÜRLER.

AYNI DİLEK VE TEMENNİLERİMLE.
CENGİZ KARDEŞİME SONSUZ ŞÜKRANLARIMLA.
AYNI DUYGUYU,HEM MAKALE TÜRÜ,HEM ŞİİRLE BERABERCE ANLATMAYA ÇALIŞTIK.
SEVGI VE SAYGILARIMLA…

Ali Dede

Ali Dede

Tarihi boyunca birçok medeniyetlere ev sahipliği yapmış Sivrihisar aynı zamanda birçok gizemlere de tanıklık yapmıştır. Bu Medeniyetlerin içerisinde tarihe mal olmuş birçok ünlü evliya-u ikramlar da yetişmiştir.

O kadar çok evliya, alim büyük zatlar yetiştirmiştir ki hepsini yazılı belgelerle kayıt altına alınamamıştır. Yazılı belgelerde adı geçmeyen bazı evliyalar halk arasında dilden dile dolaşarak çeşitli rivayetler günümüze kadar gelmişlerdir.

Bir efsane niteliğinde gönüllerde yer edinmiş, dillere yerleşmiş Sivrihisar’da evliyaların sayısı çoktur. Tabii dilden dili olunca bir evliya hakkında farklı rivayetler bulunmaktadır.

Bu evliyaların başında da Ali Dede gelmektedir. maalesef Ali Dede hakkında resmi kayıtlarda bilgi bulunmamaktadır. Sadece Ahi büyüğü olarak bilinmektedir. Halk arasında dilden dile süregelmiş anlatılan hikayeleri bulunmaktadır.

Bu hikayeler farklı farklıdır. Bu sebeple Ali Dedeye tam vakıf olamayız. Bu sebeple doğumu ve mezarı tam olarak bilinmemektedir. Sivrihisar’a iki farklı mezar Ali Dedeye ait olduğuna dair rivayet edilmektedir.

Ali Dedenin en çok anlatılan ve bilinen rivayeti şöyledir:
Maalesef eskiden beylikler birbirleriyle mücadele ediyorlar, Müslüman Müslümanı öldürüyor, kardeş kanı dökülüyordu. Eskiden Sivrihisar’ın Kuzey yönü hariç üç tarafı mezarlıklarla çevrili idi. Bu mezarlıklar şehitlerin mezarı idi.

Haçlılarla yapılan savaşta ve Müslümanların kendileri ile yaptıkları savaşlarda şehit düşenlerin mezarı idi. Bilhassa Osmanlı ve Selçuklu dönemi geçişinde Anadolu beyliklerinin birbiriyle de Savaşı’nda dökülen kanların izlerini taşıyordu bu mezarlar. Özellikle Karamanoğlu ile Emir Süleyman arasındaki savaşlar da birçok Müslüman kanı dökülmüştür.

Ali Dede’nin hikayesi Karamanoğlu ile yapılan mücadelede meydana gelmiştir. Karamanoğlu İbrahim Bey önce Emirdağ’ına gelir Emirdağ’ını ele geçirip birçok katliamlar yapar. birçok esirler alır burada Beypazarı’nı gafil avlayarak ele geçirir. Halkına yapmadık zulüm bırakmaz. Kadın ihtiyar demeden Beypazarı halkına zulüm yapar. Beypazarı’ndan Sivrihisar’a hareket eden Karamanoğlu İbrahim Bey’in kendilerine doğru yaklaştığını haber alan Sivrihisarlılar hisara sığınırlar. Karamanoğlu İbrahim Bey gelir gelmez Kaleyi kuşatır.

Sivrihisar’ın beyi Selçuk Bey halkıyla amansız bir direniş sergiler. Fakat güçlü olan Karamanoğlu kuşatmayı daha da ağırlaştırır. Sivrihisarlılar açlıktan ve susuzluktan kırılmaya başlarlar. Kale komutanı ve Sivrihisar’ın uluları, büyükleri toplanarak istişare ederler.

İstişare neticesinde kadın ve çocukları geceleyin Uğrun kapısından çıkartarak Mudurnu’ya götürüp onları Karamanoğlu zulümlerinden kurtarmaya karar verirler. Bu görevi de Ahi büyüğü olan Ali Dedeye verirler. Ali dede geceleyin Uğrun kapısından ilk önce kendisi çıkar. Emniyeti almak için çevreyi araştırmaya başlar.

Bu arada pusuda bekleyen Karamanoğlu askerleri Ali Dedeyi yakalarlar ve hemen oracıkta başını keserler. Bu esnada surlardaki Sivrihisarlılar Ali dedeyi yakalayan askerlere “Aman ona ilişmeyin! Onu öldürmeyin o büyük bir zattır.” Diye bağırmışlardır. Fakat askerler onları dinlemeyerek Ali Dedeyi hemen katletmişlerdir.

Başı kesilen Ali Dedenin gövdesi yere düşer, başı düşmeyecek gövdesinin üstünde dönüp Kelime-i Tevhid “La ilahe illallah” der. Bu durumu gören askerler bir anda donup kalırlar. Ne yapacaklarını bilemez hale gelirler. Ali Dedenin başını alırlar doğruca Karamanoğlu Bey’i İbrahim Bey’e götürürler. Hadise’yi anlatırlar ve Ali Dedenin kafasını kesenlerin ellerinin kuruduğunu söyler.

Ali dedenin başı İbrahim Bey’in yanında da uzun bir müddet “La ilahe illallah” der. İbrahim Bey askerlerin anlattıklarını duyunca ve Ali Dede’nin başının “La ilahe illallah” demesi ile başından vurulmuşa döner. Hiddetlenen İbrahim Bey, “Bire densizler siz ne yapmışsınız! Beni Eren hışmına uğrattınız. ” der. Ali Dedenin başını kesenlerin kafasını vurdurur.

Sonra kuşatmayı kaldırarak Kütahya üzerine yürür. Seyitgazi ve Bolvadin’i alarak orada da zulümler yapar. İbrahim Bey Ali Dedenin başını Larende’ye götürür ve orada defnederek bir türbe yaptırır. İbrahim Bey’in Sivrihisar kuşatmasını kaldırıp ayrılması ile birlikte Sivrihisarlılar Kaleden çıkar ve Ali Dedenin cenaze namazını kılarak onu bugünkü türbesinin olduğu yere defnederler.

Ali Dede, kadın, kız çocuklarının iffetini, namusunu muhafaza etme uğruna şehit olduğundan dolayı genç kızlar, yeni evlenecek olan genç kızlar Ali Dedenin türbesine hürmeten nakış işlemeli seccadeleri, yazmaları bırakmaktadır. Bu, günümüze kadar bir adet olarak süregelmiştir. Bu sebeple Ali Dede bugün de birçok ziyaret nedeni ile birlikte hürmet ve tazim edilmektedir Allah’ın rahmeti üzerine olsun âmin.

Mesut AKDAĞ
SİVRİHİSAR KURŞUNLU CAMİ İMAM-HATİBİ

Bozkırın Ortasında Bir Avuç İnsan

Bozkırın Ortasında Bir Avuç İnsan

Anadolu’nun bağrında bozkırının tam ortasında bir avuç garibanın kurduğu beylikler büyüdü büyüdü devlet oldu. Daha da büyüdü imparatorluk oldu.

Bu bir avuç gariban yıkılmaz denilen imparatorlukları yıktı. Nice saltanatları yerle yeksan etti. O günler geçti gitti ama aslında hiçbir şey değişmedi. İsimler değişse de Kan aynı kan. Can aynı can. Ülkü aynı ülkü inanç aynı inanç. Amaç aynı amaç. CİHAD…

Bu yüzden sakın ha üzülmeyin. Sakın ha mahzunlaşmayın Batı Roma’yı kim yıktıysa Doğu Roma’yı kim yıktıysa yeni Roma’yı da (Vatikanıda) o yıkacaktır…

Özümüz itibariyle hiç değişmedik. Hala azimli ve hala diriyiz. Tıpkı 1071’deki gibiyiz. Bozkırın ortasında bir avuç insanız işte. Bozkırın göbeğinde, etrafı çakallarla çevrilmiş yem edilmek istenen bir avuç ceylanız. Karşımızda yıkılacak bir imparatorluk…

Hayallerimizde ise eskilerinden daha güçlü ve daha azametli kurulacak bir imparatorluk var…

Selçuklu imparatorluk olmadan önce 100. yılında “haşhaşi” belasıyla tökezledi. Osmanlı imparatorluk olmadan önce 100. yılında “fetret” devriyle tökezledi. Türkiye Cumhuriyeti ise 100. yılında fitnelerle yalan haberlerle tökezletilmeye çalışılıyor.

Maalesef ki, bu gariban milletin kaderi budur ne zaman ki imparatorluk olmaya kalksak, mutlaka çakallar bunun kokusunu alıyor ve etrafımızı çevreliyor. Ama Rabbim her zaman yanımızda oluyor ve biz her türlü belanın içinden sıyrılıyoruz ve imparatorluk oluyoruz.

Diyeceğim o ki, Allahu Teâlâ her millete bir özellik vermiştir. Türk’e de DEVLET ol demiştir. Geçirdiğimiz bu evre bir doğum sürecidir. Ve elbette doğum kolay, acısız ve sancısız olmayacaktı. Sabır az daha sabır. Bozkırın ortasında bir avuç insan, yeniden dirileceği günler için hazırlanıyor. Sabır ya sabır…

***

Türkiye’nin bilim ve mühendislik alanlarında yetişmiş insan kaynağını artırmayı hedefleyen TEKNOFEST’te, Türkiye’deki gençlerin milli teknoloji üretme ve geliştirme konusunda ilgilerinin artırılması. Toplumun tamamında teknoloji ve bilim konusunda farkındalık oluşturulması.

Gençlerin geleceğin teknolojileri üzerinde çalışmalarını desteklemek için Roket ‘ten Otonom Sistemlere, Yapay Zekâdan Su Altı Sistemleri’ne kadar 35 farklı kategoride Türkiye tarihinin en büyük ödüllü teknoloji yarışmaları düzenleniyor.

Bu yarışmaya Bursa Uluslararası Murat Hüdavendigar Anadolu İmam Hatip Lisesinden katılan İsmail Konak, TEKNOFEST Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali’nde projesiyle yarıştığı dalda birinciliğe layık görüldü…

Bu delikanlı hem hafız, hem 2 dil biliyor.

ismail konak - Bozkırın Ortasında Bir Avuç İnsan

Demek ki neymiş, İmam hatipten sadece imam çıkmazmış. Demek ki çalışan ve üretmeye meraklı olan herkes, her yerde başarılı olabilirmiş. Demek ki insanlar, teknoloji veya uzay mekiği üretmek ve fırlatmak istediğinde imam hatiplilerin takkesine veya eşarbına takılmazmış…

***

Şenay Tek

Seven ile Sevilen

Seven ile Sevilen

“Bu Kainat kitabı sevenle sevilenin birlikte yazdıkları aşk kitabıdır, bunu da ancak aşıklar okuyabilir” demiş Muhiddin’i Arabi hazretleri…

Seven ile sevilenden kasıt, kul ile Allah’tır. Kul yeryüzüne öylesine, yesin içsin gezsin tozsun diye gönderilmemiştir. Herkes bu dünyaya görevli olarak belli bir kaderle gelmiştir. Her insanın yapması gereken işler, iletmesi gereken mesajlar vardır. Fakat kulun görevini bilebilmesi için, bakan iki gözüyle değil gören, üçüncü gözüyle yani Epifiz beziyle yani kalp gözüyle görmesi gerekmektedir.

Yeryüzüne gelip, henüz kendisine verilen görevin ne olduğunu bilemeden, nefsi emmare boyutunda ölen çok insan vardır. Bazılarının görevi, icra ettikleri ve topluma fayda sağladıkları gündelik işlerdir.

Bazı kulların görevi üretmektir. Bazı kulların görevi yönetmektir. Bazı kulların görevi tebliğdir. Bazı kulların görevi yazmak, bazı kulların görevi çizmek, bazı kulların görevi dua etmek, bazı kulların görevi siyaset, bazı kulların görevi ticaret, bazı kulların görevi sağlık, bazı kulların görevi tamir, bazı kulların görevi ise anne baba olarak yönetici yetiştirmektir.

Burada ölçü, insanlığa ve kainata faydadır. Bu yüzden insanların her birine başka başka görevler verilmiş ve insanlar birbirine muhtaç olarak yaratılmıştır. Hiçbir kul yoktur ki bu görevlerin tamamını tek başına üstlenebilsin. Herkes bir görev üzerine yaratılmış ve herkes birbirine muhtaç bırakılmıştır ki, herkes aczini bilsin ve birbirine sevgiyle hizmet etsin…

Önemli olan, kulun başını iki elinin arasına alıp, “Acaba benim yaratılmaktaki gayem nedir, görevim nedir. Ben bu dünyaya ve Allah’a karşı hangi görevle yaratıldım” sorusunu sorabilmesidir. Bu sorunun cevabı, genellikle “KABİLİYETİNİZDİR”

Hangi kabiliyet üzere yaratıldıysanız, göreviniz odur. Ama önce niyet etmek gerekir. Her ne iş yaparsanız yapın. Allah’ın yarattığı evrene, insana, hayvana, dinine ve onun rızasına hizmet için yapmaya niyet edin. Gerisi zaten gelişerek devam edecektir.

Niyetiniz bu yazdıklarım olmazsa, hedefiniz sadece kendinize ve ailenize hizmettir. Bu da dünyalığa hizmet olur ki, bu boşa yaşamaktır. Toprağın altındaki solucan. Üstünde gezen karınca. Gökte uçan kuş gübrenin içinde dolaşan böcek bile bir görevle yaratıldıysa, insanın öylesine yaratılmış olmasına imkan ve olanak yoktur.

Hadi şimdi oturun tefekkür edin. Ve hangi görev üzere yaratıldığınızı idrak etmeye çalışın. Bu sorunun cevabını bulamazsanız kalbinize sorun. Daha da bulamazsanız, siz henüz kendinizle hiç tanışmamışsınız demektir. Kendinizi hiç tanımıyorsunuz. Ve sizde saklı olan kabiliyetlerinizi henüz açığa çıkarmamışsınız demektir.

Allah’a hizmet için niyet edin. Görevinizi öğrenmek için dua edin. Ve kendinize “Ben kimim ve niçin yaratıldım sorusunu sorun. Bu saatten sonra yolculuğunuz başlayacaktır.

Ne demişti Muhiddin’i Arabi hazretleri; “Bu Kainat kitabı sevenle sevilenin birlikte yazdıkları aşk kitabıdır bunu da ancak aşıklar okuyabilir” demek ki neymiş her şeyi sevgiliden beklemek aptallıkmış. Sevgiye hizmet etmek gerekirmiş ki, yaşadığın yer, huzurla yaşadığın yuvan olsun.

Her zaman söylediğim gibi İslam sadece bir dinin adı değildir. Aynı zamanda kainattaki sistemin adıdır. Siz bu sisteme hizmet ettiğiniz müddetçe varsınız. Aksi halde, öldükten sonra sadece toprağa gübresiniz…

Şenay Tek

Son Yazılar